30/4/2008 ·

YORGUNLUK NEDEN ÖLDÜRÜR VE ÇABUCAK NASIL GİDERİLİR

 

YORGUNLUK NEDEN ÖLDÜRÜR VE ÇABUCAK NASIL GİDERİLİR

Genç yaşlarda sahada hayatını yitiren iki futbol oyuncusunun başına gelenler aslında pek çok kişinin başına gelebilir.

Pers orduları binlerce yıl önce Yunanistan’ı ele geçirmek için Atina yakınlarına kadar gelmişler ve Marathon’da Yunanlılarla savaşmaya başlamışlardı. Savaşı Yunanlılar kazandı ve bir asker sonucu Atina’ya bildirmek için Marathon’dan Atina’ya kadar hiç durmadan 42 Km’den biraz fazla koştu. Sonucu bildirdi ve yere yığılıp öldü. Bu olay yorgunluktan insanların, sporcuların nasıl öldüklerini gösteren bir kanıt olarak tarihe geçti.

Bir turist olarak Atina çevresindeki yerleri gezerken deniz kıyısında olan Marathon’dan da geçmiştim. Şimdi spor yarışmalarında Marathon koşusu da yapılıyor ve ölmemek için gereken önlemlerin hiç değilse birini yarışmacılar alıyor, yanı su içerek. Fakat sudan başka ne çeşit maddelerinde gerektiğini herkes ve hatta her sporcu ve antrenör de bilmediği için yinede bazı sporcular yarışmalar sırasında ölüyorlar.

Geçen yaz ( 2002 ) Avrupa Futbol yarışmasında Kamerun’lu bir sporcunun futbol sahası ortasında öldüğünü dünyaca izledik. Ölüm sebebini ben hemen anlayıp dünyaya, haber ajanslarına ve Türkiye’deki TV’lere duyurmaya çalıştım. Fakat olumsuz bir tepki ile karşılaştım. Herkes yorumumu duyurmaktan kaçındı. Olayın gerçek sebebini açıklayan bir yazıyı da okuduğum gazetelerde görmedim ve TV’lerde duymadım. Gerçek sebep vücutta normalde bulunan Magnezyum ( Mg ) isimli tuz iyonunun azalmasıdır. Mg iyonunun kalp kasının ve diğer kasların normal çalışmasında en önemli tuzlardan biri olduğunu ben “ Findings of A Searcher “ isimli İngilizce tıp kitabımda 1998 de yayımlamıştım. Bu Internet sitesinde de zaten kitabın tanıtımı vardır. Fakat bilgiye başkalarının ulaşmamış oldukları da insanların yorgunluktan ölmeye devam etmelerinden anlaşılıyor. Ünlü sinema yıldızı Derya Abraş da dedesi öldü diye Los Angeles’ten İstanbul’a gelip yolun uzunluğundan ve dedesinin üzüntüsünden yoruldu. O çok uzun yolu bir daha geçti ve yine yoruldu ve yorgunluktan yatağa bile yatmadan evde bir koltuğa uzandı ve öldü. Sebep yine vücuttaki Mg iyonunu aşırı derecede tükenmesi idi. Ölüm sebebini araştırıp bulacaklar diye gazetelerde haberler okudum ama sebep bulunmadı, her halde Mg araştırması yapılmadığı için Amerika’da bir yolcu uçağının pilotu Pasifik kıyısından Atlantik kıyısına uçarken, New York yakınlarında uçuş sırasında bayılmıştı. Bu gazetelerde haber olmuştu. Sebep bulunamamıştı ama ben sebebin tuzların tükenmesi olduğunu biliyordum. Çünkü 1971 yılında Türk Hava Kuvvetlerinin yardımı ile yaptığım bir araştırmada bir saatlik uçuş sırasında bile vücutta Potasyum ( K )

İyonunun azaldığını Sodyum ( Na ) iyonunun arttığını saptamıştım.Bu çalışmamı 1975 de

NATO Uzay Tıp Toplantısında anlatmıştım. Bu da 1976 yılında NATO-AGARD Proceeding’de yayınlanmıştı. Bu yazımı okuyan İngiltere’deki iki yazar yazdıkları kitapta, Soyuz II de ölen üç Kozmonotun ölümünü açıklayan en doğru görüş diye belirttiler. Yazarlardan biri sonradan bana kitabını gönderdi. Mg’da azalma olabileceğini sonradan anladım ve kitabıma yazdım. Fakat bu bilgilerden yurdumuzdaki insanların haberi olmadığı için uzun ve sık hava yolculuğu yapanların ne çeşit tuzları kaybederek ölümle karşılaşabilecekleri yurdumuzda bilinmez. Deplasmana çıkan takımların maç kaybetmelerindeki önemli sebeplerden birisi onlarda olan tuz kayıplarıdır ve bu bilinmez ve giderilmez. Turgut Özal ölmeden önce peş peşe uzun uçak yolculuklarına çıkarak kendini yordu ve bu yetmezmiş gibi de evinde o yorgunlukla sabahleyin yürüme bandında idman yaparken öldü. Acaba zehirlediler mi diye başkalarını suçladılar. Aslında kendi vücudundaki K ve Mg iyonlarını uzun uçak yolculukları ile tüketmişti ve yülüyüş idmanı ile de son damlaları tüketti, tıpkı Kamerunlu  genç futbolcu gibi veya genç Derya Abraş gibi. Gazetelerden zaman zaman genç sporcuların oyun sırasında aniden fenalaşıp öldüklerini de haber olarak çok okumuşuzdur. Esas sebep Mg yetmezliğidir.

Ben ise bunu bildiğim için ne zaman yorulursam hemen Mg içeren Calcidine Granule isimli ilaçtan bir ölçek yerim veya Magnesie Calcinee isimli ilaçtan bir ufak çay kaşığı tozu yoğurdun üstüne koyup yerim. Bunları sizde doktorunuza danışarak alabilirsiniz.

Dr. Gültekin Caymaz

Fizik Tedavi Uzmanı ( ABD ) Spor Hekimliği Sertifikalı.

 

 

Yorum (0)

17/8/2007 ·

KANSERİN EN ÇOK SEVDİĞİ YİYECEKLER

Prof. Dr. Ahmet Aydın:
Şekerli gıdalar nasıl kansere neden olur?



Aslında Nobel Tıp Odülünü alan Alman Otto Warburg yıllar önce (1931) kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizmasının olduğunu (oksjenli metabolizma yerine oksijensiz metabolizma) ve şekerin kanserli hücreleri beslediğini göstermiştir (1).
Aşırı şekerli gıdalar yemek insülin direncine yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF) bağlayıcı protein-1 ve -2 (IGFBP-1 ve IGFBP-2) sentezini azaltarak serbest IGF-1 düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokular için potent bir mitojeniktir. Yani hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur (2-4).
Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?
İngiltere'de 1815 de 5 kgcıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970de 50 kg'ın üzerine çıkmıştır (5). 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litredaha fazla şekerli
meşrubat tüketmişlerdir.
Türkiye'deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile
çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin
niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;
* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek
ve içecek tüketmeyin.
* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri
diyetini uygulayın.
* Bol taze sebze ve meyve yiyin
* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi
yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani
yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden
(faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.
Mümkünse marda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir)
tercih edin.
* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin
* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!)
* Streslerden uzak durun
* İyi uyuyun.
* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.
* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin
ya da D vitamini takviyesi alın.
* Yeteri derecede egzersiz yapın
* Aşırı alkol kullanmayın
* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.
* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin.
Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

 İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak/ Çocuk SağlıHastalıkları ABD Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı BaşkanıKaynak: International Wellness Directory

Yorum (0)

17/8/2007 ·

ATEİS İLE HOCANIN DİYALOĞU

ATEİST YILDIRIM İLE MUSTAFA  HOCANIN

muhteşem diyaloğu..

 

Pazarlamacı Arabasından iner, çantası elinde Lokantaya girer. Lokantada Yemek yiyen Mehmet, Şükrü ve Mustafa hoca dini bir konuda sohbet yapılmaktadır. Pazarlamacı Self servisten tepsisini alır, kendine yemek alırken bir yandan da masada hem yemek yeyip hem sohbet edenlere kulak verir. Pazarlamacı kendinden emin bir şekilde

 

-Merhaba, ben ateistim, sizinle dini konularda tartışabiliriz, dedi. Ve masaya doğru yürüdü.

 

Masada bulunanlardan Mustafa hoca

 

-Hoş geldin Ateist kardeş,

 

-Hoş bulduk

 

-Buyur gel oturalım, sohbet edelim. Ateist oturur.

 

—İsminiz nedir ateist kardeş?

 

—Yıldırım

 

-Merhaba Yıldırım memnun oldum benim adım da Mustafa -Sağ ol.

 

—Sen akıllı, zeki birine benziyorsun, dedi Mustafa hoca - Nerden bildin? Diye sordu Yıldırım.

 

– Pazarlama müdürüsünüz, aptal adamı hiç müdür yaparlarmı? Oradan anladım, dedi.

 

—Teşekkür ederim.

 

– Mustafa hoca devamla O yüzden sen ateist olamazsın. Ateist olmak için akılsız aptal olmak lazım. Çünkü şu kâinata baktığımızda her şey Allah’ın varlığını bize gösteriyor, dedi. Yıldırım sessiz beklemede. Mustafa Hoca cebinden gözlüğünü çıkardı.

 

–Yıldırım çığım madem sohbet edicez, sevdim seni.

 

—Ben de sizi sevdim, severim konuşkan insanları, dedi Yıldırım. Mustafa Hoca gözlüğü göstererek:

 

-Buna ne dersiniz Yıldırımcığım?

 

—Gözlük deriz, dedi.

 

-Biz de gözlük deriz. Cebinden kalem çıkartıp:

 

-Buna ne dersiniz?

 

—Kalem deriz, dedi.

 

—Biz de kalem deriz, dedi Mustafa Hoca. Bu arada Lokanta sahibi bir tepsi şeftali ortaya koydu sohbet esnasında afiyetle yensin diye. Mustafa hoca bir şeftaliyi eline alarak:

 

-Peki buna ne dersiniz Yıldırımcığım? Dedi. Buna şeftali deriz, Mustafa Hoca ben patates desem, diğerine kalem yerine ben de baston desem herhalde bu adamla sohbet edilmez deyip kalkıp giderdin. Demek ki baktığımızda aynı şeyleri görebiliyoruz. Şimdi biz bu şeftaliyi nerden aldık Yıldırımcığım?

 

—Manavdan, dedi yıldırım.

 

—Hayır, öyle değil. Yani denizden mi çıkardık, topraktan mı çıkardık, yoksa ağaçtan mı topladık?

 

—Ağaçtan dedi.

 

—Peki, bu ağacın aslı nedir?

 

—Nasıl yani? Diye sordu Yıldırım.

 

—Yani bu ağaç aslında bir odun değil mi? -Evet doğru, biz ağaç diyoruz ama aslı odun.

 

—Peki, bu odun şeftali yapmayı öğrenmek için okula gitti mi? Kursa gitti mi? -Gitmez tabi ki, dedi Yıldırım, - Mustafa hoca Aklı var mıdır bu odunun? Düşünüp desin ki: Ya ben bu insanlara şeftali yapayım da afiyetle yesinler. Yıldırım düşündü:

 

-Aklı yok, dedi. Okula da gitmedi. Mustafa hoca,-Yani Yıldırımcığım, bu odun öyle bir şey üretiyor ki tadı, rengi, kokusu hoşumuza gidiyor, içindeki vitamin vücudumuzu besliyor. Yıldırımcığım bu şeftaliyi bize bizi tanıyan biri mi verebilir yoksa bu odun mu verebilir? Yıldırım dondu kaldı. Durdu, düşündü biraz kafasını kaşıdı:

 

-Sen, dedi. Bir deryasın. Mustafa hoca gülümseyerek:

 

-Ben derya değilim, derya bizim okuduğumuz Kuran Tefsiri kitaplardır. İşte Yıldırımcığım. Bizi tanıyan, seven, acıyan ve neyden hoşlandığımızı bilen bir Rabbimiz var. O şeftaliye kokuyu veren, burnumuza da o kokuyu alma kabiliyeti vermiş. Tadını veren, dilimize tat alma kabiliyeti vermiş. İşte O bizim Rabbimizdir, Allah’ımızdır.
—Mustafa hoca devam ederek:

 

-Mesela dedi ineğin süt vermesi. İnek bizi tanımaz. Arının bal vermesi, arı bizi tanımaz. Şimdi biz bilim adamlarını toplayıp desek ki: Ya Profesörler, bu arılar var ya çok terbiyesiz şeyler, biz balını almaya gidince bizi sokuyorlar. Biz bundan sonra arı balı yemek istemiyoruz. Bize siz bal yapın, profesör balı yapın biz ondan yemek istiyoruz desek. Bize arı gibi bal yapabilir mi profesörler?

 

—Yapamazlar dedi. Yıldırım.

 

-Peki profesörün yapamadığı balı, bir sinek nasıl yapabiliyor? Kuran’da Nahl suresi var. Orda Allah diyor ki: Ben arıya vah yediyorum, emrediyorum insanlar için şifalı olan balı üretiyor. Kuran’da iki yerde şifa kelimesi geçer. Birinde Allah’ın Peygambere vah yettiği Kuran’ın inanlara şifa olduğu söylenir, diğerinde ise Allah’ın arılara vah yettiği, balın bütün insanlara şifa olduğu söylenir. Yıldırım iyice şaşkın vaziyette bakıyor. Mustafa hoca devam ederek:

 

-Mesela 5 kişilik bir taksi, saat kulesinin etrafında kendi kendine döner mi?

 

-Tabi ki dönmez, dedi Yıldırım.

 

-Peki 5 kişilik taksi kendi kendine dönmezken 7 milyar insanı barındıran dünya kendi kendine nasıl dönüyor? Demek ki onu bir döndüren var.
Yıldırımcığım hiç baklava baklavacısız baklavalaşır mı? Yıldırım gülümseyerek

 

–Hayır, dedi -İşte maalesef modern bilim baklavayı görüyor ama baklavacıyı görmek istemiyor.

 

—Yahu siz nereye takılıyorsunuz? Hocanız kim? dedi Yıldırım -Sevgili kardeşim benim Hocam Bediüzzaman’dır, ben onun yazdığı eserleri okurum dedi Mustafa Hoca

 

-Yapma ya o mu hocanız? Mustafa hoca :-Sen bize takıl neşelenirsin, dedi -Belli ya çok neşeli bir insansın, bir odundan neler çıkardın, dedi Yıldırım.

 

-O, bu bir şey mi Yıldırımcığım biz de daha ne odunlar var . Gülüşerek vedalaşıp ayrıldılar.

 

13 / 03 / 2007
Yazan ve Sahneye Koyan

 

İsmail Çektimur

 

Yorum (0)

25/3/2007 ·

BASUR DERDİ OLANLARA

Kime ne zaman lazim olacagi bilinmez! ;)


    09 Eylül 2006 Cumartesi günkü ulusal bir gazetenin okur köşesinde okuduğum bir yazının kupürünü keserek birçok kişinin ilgisini çektiğini görünce, internet aracılığıyla bu yazıyı herkesle paylaşmak istedim.

"PATLICAN, SENİ YARATAN ALLAH'A KURBAN OLAYIM

Kamuran Alaca/Çınarcık

Başlığı okuyunca kafayı üşüttüğümü sanacaksınız. Eğer siz de benim gibi 36 yıldır hemoroid(basur) hastası olsanız, ilaçla tedaviniz yok dense...Fistü lünüzü ya lastikle boğarak çürütüp koparacağız veya lazerle kesip yarayı yakacağız deseler ve bunun için de 1 milyar 300 milyon lira isteselerdi. ..Hem parası çok,hem ızdırabı çok bir işten, Patlıcanın sayesinde, sapları kaynatıp suyunu içerek, beş günde parası yok, ızdırabı yok bir şekilde kurtulsaydınız, bu başlığa az bile derdiniz.

36 yıldır devamlı sanki tuvalet ihtiyacı var gibi bir hisle yaşamanın,üstelik ağrı ve kanamanın olmasının ne demek olduğunu ancak bu derdi çeken bilir.

Gazetede anlatıldığı gibi,

10 adet kemer patlıcanın yeşil sap kısmını 10 bardak su ile kaynatıp, bu sudan sabah akşam bir bardak içtim.

Beşinci gün sonunda basur diye bir derdim kalmadı. Sevincimden sokaklarda bağırıp bu derdi hala çeken kardeşlerime duyurmak istiyorum ve ilaçla tedavisi yok denilen bu hastalığın çaresini patlıcanın sapına yerleştiren rabbime  Sonsuz şükürler olsun diyorum."

Yorum (0)

3/3/2007 ·

Bu günün yarınıda var

 

BU GÜNÜN YARINI DA VAR

YARIN  HAKKIN DİVANI VAR

ZALİMİN ZÜLMÜ VARSA

MAZLUMUN ALLAH'I VAR

BU GÜN HALKA CEVRETMEK KOLAY

YARIN HAKKIN DİVANI VAR.........

                                                                          

Yorum (1)

« Önceki :: Sonraki »